KÜRESELDEN YERELE UYUŞTURUCU SORUNU: TÜRKİYE VE ORDU ÖRNEĞİ
- Hayretttin Eyüboğlu
- 27 Şub
- 4 dakikada okunur
Uyuşturucu kullanımı ve madde bağımlılığı, günümüzde yalnızca belirli ülkelerin ya da
toplumsal grupların sorunu olmaktan çıkmış; küresel ölçekte halk sağlığını, güvenliği ve
sosyal yapıları tehdit eden çok boyutlu bir mesele haline gelmiştir. Birleşmiş Milletler
Uyuşturucu ve Suç Ofisi’nin (UNODC) yayımladığı Dünya Uyuşturucu Raporları, dünya
genelinde uyuşturucu kullanan kişi sayısının her yıl arttığını; özellikle sentetik ve yarı
sentetik maddelerin üretim, dolaşım ve kullanımında ciddi bir yükseliş yaşandığını ortaya
koymaktadır. Düşük maliyet, kolay üretim ve hızlı dağıtım imkânları, bu maddeleri özellikle genç nüfus için daha erişilebilir hale getirmektedir.
Bu küresel eğilim Türkiye’yi de doğrudan etkilemektedir. Türkiye, hem coğrafi konumu
itibarıyla bir geçiş güzergâhı olması hem de genç nüfus oranının yüksekliği nedeniyle
uyuşturucu piyasasının risk alanlarından biri haline gelmiştir. Son yıllarda Türkiye’de
özellikle sentetik uyuşturuculara bağlı yakalama, adli vaka ve tedavi başvurularında
belirgin artışlar yaşanmaktadır. İçişleri Bakanlığı ve ilgili kurumların paylaştığı veriler,
kullanım yaşının giderek düştüğüne ve madde çeşitliliğinin arttığına işaret etmektedir. Bu tablo, uyuşturucuyla mücadelenin yalnızca güvenlik politikalarıyla değil; sağlık, eğitim ve sosyal destek boyutlarıyla birlikte ele alınması gerektiğini açık biçimde ortaya koymaktadır.
Türkiye genelinde olduğu gibi Karadeniz kentlerinde de uyuşturucu kullanımı ve madde
bağımlılığı meselesi son yıllarda giderek daha görünür hale gelmektedir. Ordu özelinde
bakıldığında, madde kullanımına ilişkin kaygıların arttığı; ailelerin, eğitimcilerin ve yerel
yönetimlerin özellikle “erken yaşta kullanım” ve “sentetik maddeler” konusunda alarm
verdiği gözlemlenmektedir. Bu görünürlük yalnızca kullanımın artmasıyla değil; madde
çeşitliliğinin değişmesi, kullanım biçimlerinin dönüşmesi ve gençler arasında maddeyle
temasın daha erken yaşlara çekilmesiyle ilişkilidir.
Ordu’daki genel görünüm ve alınabilecek önlemleri değerlendirecek olursak; izlenen
politikaları güçlü ve zayıf yönleri tartışmak ve yerel ölçekte uygulanabilecek önlemler ele
almak gerekir.
Mevcut Durum: Artış mı, Görünürlük mü?
Ordu’da uyuşturucu kullanımının artıp artmadığı sorusu, yalnızca resmi kayıtlar üzerinden değerlendirildiğinde eksik kalabilir. Emniyet ve adli kayıtlara yansıyan operasyon, yakalama ve soruşturma sayılarında Türkiye genelinde olduğu gibi dönemsel artışlar dikkat çekmektedir. Özellikle sentetik uyuşturucu türlerine (metamfetamin, sentetik kannabinoidler gibi) yönelik yakalamaların son yıllarda belirgin biçimde arttığı görülmektedir. Bu eğilim, Ordu gibi görece orta ölçekli kentlerde de benzer biçimde hissedilmektedir.
Ancak resmi kayıtlardaki artışı yalnızca “kullanıcı sayısı arttı” şeklinde okumak yanıltıcı
olabilir. Kolluk kuvvetlerinin kapasitesindeki artış, operasyon sıklığı, ihbar mekanizmalarının etkinliği ve adli süreçlerdeki değişimler bu verileri doğrudan etkilemektedir. Buna karşın sahadan gelen gözlemler, özellikle lise çağındaki gençler ve
18–30 yaş aralığında riskli kullanımın arttığına dair güçlü bir toplumsal algının oluştuğunu göstermektedir.
Ordu’nun kent merkezinde ve bazı ilçelerinde, özellikle işsizliğin ve sosyal kırılganlığın
daha yoğun olduğu mahallelerde maddeye erişimin kolaylaştığına dair gözlemler
bulunmaktadır. Üniversite öğrencileri, mevsimlik işçiler, göçle gelen aileler ve parçalanmış aile yapısına sahip gençler gibi grupların daha yüksek risk taşıdığı bilinmektedir. Bu tablo, madde kullanımının yalnızca bireysel bir tercih değil, toplumsal ve ekonomik koşullarla doğrudan ilişkili bir mesele olduğunu ortaya koymaktadır.
Ordu’da Risk Faktörleri: Gençlik, Ekonomi ve Sosyal Kırılganlık
Ordu’da uyuşturucuya yönelimi artıran faktörler birkaç başlık altında ele alınabilir. Öncelikle ekonomik belirsizlik ve işsizlik önemli bir etkendir. TÜİK verileri, Türkiye genelinde genç işsizliğinin uzun yıllardır yüksek seyrettiğini göstermektedir. Bu durum, özellikle küçük ve orta ölçekli kentlerde gençlerin gelecek beklentilerini zayıflatmakta; umutsuzluk, stres ve sosyal dışlanma gibi sorunları derinleştirmektedir.
İkinci olarak Ordu’nun göç veren bir kent olması, aile yapısında parçalanmalara ve sosyal denetim mekanizmalarının zayıflamasına yol açabilmektedir. Aile üyelerinden birinin uzun süre şehir dışında çalışması ya da ebeveynlerin yoğun çalışma temposu, gençlerin denetimsiz sosyal çevrelere yönelmesini kolaylaştırabilmektedir.
Buna ek olarak sosyal medya ve mesajlaşma uygulamaları üzerinden gelişen gizli satış ağları, maddeye erişimi her geçen gün daha görünmez ama daha kolay hale getirmektedir.
Mevcut Politikalar: Güvenlik Odaklı Mücadele Yeterli mi?
Türkiye’de uyuşturucuyla mücadelede ağırlıklı yaklaşım uzun yıllardır güvenlik ve ceza
adaleti ekseninde şekillenmiştir. Ordu’da da emniyet birimlerinin operasyonları, sokak
satıcılarına yönelik müdahaleler ve yakalama süreçleri önemli bir yer tutmaktadır. Ancak bu müdahaleler arzı kısa vadede baskılayabilse de talep tarafına yeterince
dokunmadığında sorun farklı biçimlerde devam etmektedir.
Bağımlılığın çoğu zaman “suç” olarak görülmesi, kullanıcıların tedavi ve rehabilitasyon
süreçlerinden uzak kalmasına neden olmaktadır. Oysa Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve
UNODC, bağımlılığı açık biçimde bir halk sağlığı sorunu olarak tanımlamaktadır. Ordu’da bağımlılıkla mücadelede sağlık ve rehabilitasyon altyapısı, başvuru süreçleri ve özellikle tedavi sonrası sosyal uyum mekanizmaları önemli bir ihtiyaç alanı olarak öne çıkmaktadır.
Yerel Ölçekte Çözüm Önerileri: Ordu Ne Yapabilir?
Uyuşturucuyla mücadelede yerel yönetimlerin ve yerel aktörlerin rolü hayati önemdedir. Ordu gibi kentlerde sosyal bağların hâlâ güçlü olması, doğru politikalarla önemli bir avantaja dönüştürülebilir.
Gençlik merkezleri ve güvenli sosyal alanlar güçlendirilmeli; bu alanlar yalnızca sportif ya da kültürel faaliyetler için değil, psikososyal destek ve rehberlik hizmetleriyle birlikte
kurgulanmalıdır. Okullarda rehberlik servisleri güçlendirilmeli, erken uyarı mekanizmaları kurulmalı ve ailelerle düzenli, güvene dayalı iletişim sağlanmalıdır. Aile danışmanlık merkezleri ve ebeveyn destek grupları yaygınlaştırılmalıdır.
Tedavi sonrası rehabilitasyon ve istihdam politikaları ise mücadelenin en zayıf
halkalarından biridir. Bağımlılıktan kurtulan bireylerin yeniden üretken bir yaşama
katılabilmesi için belediyeler, İŞKUR ve sivil toplum kuruluşları arasında işbirlikleri
geliştirilmelidir. Mahalle temelli koordinasyon mekanizmaları sayesinde sorun erken
aşamada fark edilebilir ve daha etkili müdahaleler mümkün hale gelebilir.
Ordu’da uyuşturucu kullanımıyla mücadele, küresel ve ulusal eğilimlerden bağımsız
düşünülemez; ancak yerel dinamikler dikkate alınmadan da etkili bir politika üretilemez.
Güvenlik politikalarının sağlık ve sosyal hizmet temelli yaklaşımlarla desteklenmediği bir
mücadele anlayışı, sorunu kalıcı biçimde çözmekte yetersiz kalacaktır.
Ordu’nun orta ölçekli yapısı ve güçlü toplumsal bağları, doğru stratejilerle uyuşturucuylamücadelede önemli bir avantaj sunmaktadır. Yerel yönetimlerin, eğitim kurumlarının, sağlık birimlerinin ve sivil toplumun ortak bir koordinasyonla hareket etmesi halinde hem kullanımın önüne geçmek hem de bağımlı bireyleri yeniden topluma kazandırmak mümkün olabilir. Sorun derinleşmeden, yerel düzeyde sürdürülebilir ve insan odaklı çözümler üretmek bugün her zamankinden daha kritik bir ihtiyaçtır.
.png)



Yorumlar