top of page

Güven Türközer İle Röportaj

  • Hazar Mirza Kadıoğlu
  • 26 Ara 2025
  • 5 dakikada okunur

-- Futbola ilginiz ne zaman başladı ? Ordu’da hangi sokaklarda futbolla tanıştınız ? 


Futbola çocuk yaşlarda ilgi duymaya başladım. Babam da futbolla ilgilenirdi ancak onu ben beş yaşındayken kaybettiğim için bu yönünü yaşayarak göremedim. Buna rağmen futbol ailemizden gelen bir tutkuydu. İki ağabeyim de futbolcuydu ve Ordu’da Perşembe Gençlik takımında oynuyorlardı. Ben de onların izinden gittim. 


İlk futbol maçlarımı Ordu’nun Perşembe ilçesinde oynamaya başladım. Çocukluk ve gençlik yıllarım Perşembe’de geçtiği için futbola da orada devam ettim. Ben de Perşembe Gençlik takımında forma giydim. 


Ağabeyim Hüsnü, Orduspor’un 1967’de kurulduğu yıl kulübe girmişti. Bizim evimiz de stadyumun hemen yanındaydı. Bu yüzden Orduspor’un 1967’den 1987’ye kadar oynadığı neredeyse tüm maçları tribünden izleme şansım oldu.  


-– Peki İstanbul’a gidişiniz futbol hayatınızı nasıl etkiledi? Taçspor kariyeriniz hakkında neler söylersiniz 


Genç takımdan sonra İstanbul’a okumaya gittim. İstanbul’a gidince amatör futbol hayatım bir anda durdu. Yaklaşık bir yıl futbol oynamadım. Ailem başta izin vermiyordu, okulun iyi gitmesi öncelik oldu. Ayrıca o dönemde amatörde yaşanan bir olaydan dolayı bütün takım olarak ceza aldık. Yani İstanbul’a gittiğimde futboldan doğal olarak kopmuş oldum Ama İstanbul’a gelmeden önce amatörde gerçekten başarılı bir genç takımımız vardı. Genç takım olarak Türkiye Şampiyonası’na katıldık. Bir yıl sonra tekrar futbola dönme fikri oluştu. Okul yoluna girmişti, aile de oynayabilirsin demeye başladı. O süreçte okul takımı derken, abilerimizin yönlendirmesiyle Taçspor’a gittik. Hatta bir ara Ordu’dan tam 7 kişi Taçspor’da oynuyorduk.  Taçspor ekonomik olarak çok güçlü bir kulüptü. Suadiye’de tesisleri vardı; soyunma odaları, halı sahası, malzemeleri... O dönem için amatör seviyede gerçekten üst düzeydi. Ancak kulübün asıl ağırlığı tenis ve basketbol branşlarındaydı. Türkiye’de tenis sporunun adı geçmezken, kulübün, 6 tane tenis kortu vardı. Bir sosyete kulübüydü diyebilirim Futbol şubesine çok büyük bir gelecek gözüyle bakılmıyordu. Statü değiştiği için üst liglere tırmanmak oldukça zor duruma gelmişti. Bu yüzden futbol branşı bir noktadan sonra geri planda kaldı. Diğer yandan,  o dönem gerçekten oldukça başarılı bir oyun ortaya koyuyordum. Yetenekliydim, bunu sahada da gösteriyordum. Mesela üniversiteler arası turnuva düzenlendi  O dönemde İstanbul’da farklı okulların birleşerek oluşturduğu bir takım vardı. Eskişehir’de yapılan Türkiye Şampiyonası’na gittik. Benim için iyi bir turnuva oldu. 


-- Turnuvada hangi mevkide oynamıştınız ? Anladığım kadarıyla her teknik direktör sizi farklı bir rolde kullanmış. Çok yönlü bir futbolcusunuz. 


 Çok ilginçtir; her teknik direktör beni farklı bir mevkide denemek istedi. Eskişehir’de libero oynattılar. İstanbul’daki maçlarda ise daha çok orta saha oynuyordum. Takımda eksiklik olduğu zaman, farklı mevkilerde değerlendirildim. Bir ara, bir abi aracılığıyla Galatasaray’a transferim olabilirdi Sonrasında Orduspor kariyerim başladı. 


– Biraz da İstanbul’daki günlük hayatınızdan bahsedelim. Nerede kalıyordunuz, günleriniz nasıl geçiyordu?  


İstanbula gelince, ailemin isteğiyle teyzemlerde kaldım. Sonrasında, üniversite arkadaşlarım, Harbiye’de evde kalıyorlardı. Ben de onların yanına taşındım. Perşembeli arkadaşlarımla  kaldım. Çok zevkli günlerim geçti. Onun dışında, İstanbul’un en güzel zamanlarıydı. Okul Taksim’deydi, o zamanlar o taraflar mükemmeldi. 


-- Orduspor kariyerinize geçelim. Kulüp tarihinin en başarılı yıllarını yaşayan Orduspor’da kariyeriniz nasıl ilerledi ? 


Kariyerim burada 1975-76 sezonuyla başladı. Orduspor birinci lige yeni yükselmişti. Orduspor’da hocam beni sağ bekte oynattı. O dönem takımda eksik mevkiler vardı. Ben Taçspor kariyerimde ortasahada on numara oynarken, Ordu’da hırslı kişiliğim nedeniyle sağ bekte de Başarılı oldum. Sonrasında sol bekte oynama tecrübem de oldu. Takımdan ayrılıp geri döndüğüm oldu. Bir aralık İstanbul’a gidip son sınavlarımı verdim. 


Ertesi sezon Gürsel Aksel hoca geldi Ordu’ya. Bilgili ve ilgili bir hocaydı. Üzerimizde çok emeği vardır. Kendisi Göztepe kulübünün efsane futbolcusydu. 1976-77 sezonunda başarılı bir sezon geçirdik. Türkiye kupası’nda Galatasaray’ı eledik. Beşiktaşı 3-2 yendik. Uyumlu bir ekiptik. Baskılı bir oyun ortaya koyardık. Tam saha pres yapan bir takım olmuştuk. Maça 3-0 başladığımız olurdu.  Rakibe karşı sert oynardım. Ama kart sınırına çok dikkat ettiğim için cezalı duruma düşmezdim. Tek kırmızı kartı Trabzon ile oynadığımız maçta gördüm. Mesela şu anda libero oynasam çok kırmızı kart görürüm. O zaman libero son adam olmadığı için daha rahat oynuyordum.  İlginç bir şekilde, biz o sezonun son maçında evimizde Göztepe’yi yenince Göztepe küme düştü ve hoca efsanesi olduğu kulübü alt lige düşürünce çok üzüldü. Ordu’dan koptu ve ertesi sezon Göztepe’yi çalıştırmaya başladı. 


-- 3 büyüklere goller attığınızı ve çok iyi performanslar gösterdiğinizi biliyoruz.  Bunlardan biraz bahseder misiniz ? Ayrıca istanbul ekipleri transfer için sizinle ilgilenmiş. 


O zamanlar sol açık oynamaya başladım. Çünkü golcü bir özelliğim var. Fenerbahçe maçında, sağ iç koridorda topla buluştum. Verkaç yaptık. Arkadaşımdan biraz kötü bir pas aldım. Fenerlilerden biri de koşarak geliyor. Kaleye 35 40 metre vardır. Ben ya fenerliyi çalımlayıp geçeceğim ya kaleye vuracağım. Vurdum kurtuldum ve top gitti çatala takıldı. Harika bir gol oldu. O zamanın gençleri unutmaz. 1-0 aldık maçı. Beşiktaş maçında, rakip stoperin sağından atıp solundan geçerek arkadaşım Zafer’i golle buluşturdum. 2-0  Stadyum atmosferimiz iyiydi. Fanatik taraftar kitlemiz vardı. Rakibi baskı altına alıyorduk. O zamanlar stadyumda istanbul takımlarını tutan yoktu mesela. Şimdi öyle değil. 


 Galatasaray maçında da Üstün abim bir frikik kullandı. Ben çabuk oyuncu olduğumdan dolayı top yere düşmeden vurdum ve gol oldu. Galatasaray bastırıyordu ama bizim takım ölümüne oynuyordu. Biz onları o maçta oyun olarak ezdik 3-0 kazandık o maçı. 


Galatasaray demişken, o zamanlar Özkan Sümer onların hocası olmuştu. Trabzon’da teknik direktörlük yaptığı için benim futbolumu iyi biliyordu. Beni transfer etmek istedi. Banik Ostrava maçlarının kahramanı kaleci Alptekin de Trabzonlu olduğu için onun aracılığıyla bana ulaştı. Bana, Özkan hoca seni istiyor. Transfer döneminin bitmesine bir gün kala Ordu’ya gelip seni alıp götüreceğim dedi. Ben tamam dedim ama o sırada da Kenan abi araya girdi. O dönemlerde transfer satışı yapıldığı zaman belli bir miktarı TFF’ye gidiyordu. Ordusporun da birkaç futbolcusu satış listesindeydi. Kulüpte para olmadığı için ben kalmış oldum. Sonra Alptekin’e ben gelemiyorum burada anlaşma yaptım deyince çok kızdı. Benimle hala görüşmez. Bu olaydan sonra başka oyuncu almak zorunda kaldılar. Ben de zaten kalmak istemiştim çünkü o dönem Orduspor büyüklere kafa tutan bir takımdı. Şehirde havamız vardı. Ama İstanbul’a gitsem başarılı olabilirdim. Şimdiki futbolcuları görünce daha iyi anlıyorum yetenekli olduğumu. Ayrıca çok yönlüydüm. Vole, röveşata gollerim vardı. Zaten gençliğimde İstanbul’da yaşadığım için ortamı biliyordum. 


Yine bir transfer döneminde, Beşiktaş menajeri  Sanlı Sarıalioğlu da benimle ilgilendi o dönem. Kalecimiz Mustafa vardı Beşiktaş altyapısından yetişen. Onunla beraber ikimizi almak istediler. Biz külüple 450 bin liraya anlaştık. Fakat Ergin başkan araya girdi. Sen Orduspor’un çocuğusun ihtiyacımız var sana dedi. Mustafa gitti. Ben vazgeçtim ve 2 yıllığına Ordu ile anlaştım. Devamında, ağabeyim Üstün’ün olmadığı maçlarda Salih ve ben kaptanlar olduk. 


 Bir dönem Kadri hoca (bizi 1. lige çıkaran hocadır.) geldi. Takıma eski hırsını kazandırmak için. Fakat olmadı. Ordusporun alt lige düşmesinden bir sezon sonra ben 1 milyon alacağımı bırakarak futbolu bıraktım.  


Bir dönem hakemlik yaptıktan sonra, Orduspor’dan antrenörlük teklifi aldım. O sıralar kulüpte para yoktu. Türkiye’de Ekonomik kriz vardı. Cebimizden para verdik. Son haftalara kadar iyiydik. Ligi birinci tamamlayan üst lige çıkan Erzincanı yendik. İki maç kalmıştı. Bunları kazansak 3. olarak üst lige çıkacaktık. Sonraki hafta evimizde Pazarspor maçında 2 penaltıdan yararlanamayarak talihsizlik yaşadık. Tek kale oynadığımız maçta son anlarda kazandığımız penaltıda hayatında penaltı kaçırmayan adam topu auta vurdu. Ben de bu işte talihim yok diyerek antrenörlüğü bıraktım. 


--Son olarak sizce yeni Ordu kulüpleri şehrin kendi çocuklarına güvenmeli mi ? Yani altyapıya önem vermeli mi ? 


Bunu çok söyledik. Zaten şu anda eskiye göre yedek kulübesinde daha çok oyuncu bulunabiliyor. Maçın son anlarında genç oyuncuyu maça alacaksın. Adam havayı koklayacak. Futbolcu için en önemli şey otelde takımla beraber kalması. As takımla kaynaşması lazım. Sen oyuncuyu birden sahaya atarsan tabi ki onu beğenmezsin. Zaten yabancı hoca geldiği zaman başarının peşinde olur. Hazır oyuncu ister. Hazır oyuncuyla biz de başarılı oluruz. Önemli olan yetiştirmek. Mesela son Süper lig döneminde, Ordu’nun genç takımı başarılıydı fakat bu oyuncular oynatılmadı. Böyle olunca Orduspor’da işler yürümedi. 


Bugün, Ordu’da tek takım olmalı. İsterse amatör ligde olacak ama halk onu kendi takımı bilecek. Mesela ben 10 senedir maçlara gitmiyorum. Başarı gelirse şehir takımı sahiplenir. Eskiden başarılı dönemlerimizde o az nüfuslu şehirde bütün biletler satılıyordu. 


--Çok güzel bir röportaj oldu. Samimi cevaplar verdiniz. Dergi ekibi adına size teşekkür ederim. 


Not: Değerli fotoğraflar için Yavuz Kalyoncu’ya teşekkür ederim. 


Röportaj: Hazar Mirza Kadıoğlu

Yorumlar


bottom of page