top of page

Ceren’e Mektup

  • Av. Öykü Serdar Çalış
  • 26 Ara 2025
  • 2 dakikada okunur

Sevgili Ceren,


Sen aramızdan ayrılalı altı sene oldu. Bugün hayatta olsaydın yirmi altı yaşına basacaktın. Belki yeni hayaller peşinde koşuyor olacaktın. Belki bir salonda küçük kızların ellerinden tutup bale öğretiyor, belki bir gösteri sonrası terli saçlarını topluyordun. Belki de saçlarını topuz yapmaktan vazgeçmiş, omuzlarına dökülen dağınıklığı sevmiş olacaktın. Aynaya baktığında bacaklarındaki morlukları değil gücünü görecektin..


Sen, hayat dolu bir genç kadın, yetenekli bir balerindin. Çocukluğundan beri bale tutkunu olduğunu, yedi yaşında dans etmeye başlayıp on yedi yaşında bale eğitmenliği sertifikası aldığını öğrendim. En büyük hedefin bir gün bale öğretmeni olmaktı, bu hayaline doğru adım adım ilerliyordun. Sanatı seviyordun, yaşamayı seviyordun… Etrafındakiler seni “yavru bir ceylan” gibi narin ve içten buluyordu. Ayakları yere değdiğinde bile hafif olanlardandın.


3 Aralık 2019 akşamı, bir bale kursunda ders verdikten sonra evine yürüyordun. O adam, daha önce bir çocuğu öldürdüğü için hükümlü olan, açık cezaevinden kaçmayı başarmış bir firariydi. Senin o son yürüyüşünü düşünüyorum;

anahtarın avucunda, hayallerin sırtında, hiç tanımadığın bir kötülüğün gölgesi arkanda... Güvenlik kameralarına yansıyan o tedirgin arkaya bakışın, Türkiye’deki binlerce kadının yüreğine dokundu çünkü hepimiz o gece senin hissettiğin korkuyu çok iyi biliyorduk. Seni öldüren, şiddeti önceden gören ama durdurmayan bir düzendi.


Keşke sana “sen son oldun, artık hiçbir kız kardeşimiz şiddete kurban gitmiyor” diyebilseydim. Aradan geçen altı yıla rağmen kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerinde kayda değer bir azalma sağlanamadı. Ve sen gittiğinden beri nice Ceren’ler yaşamdan koparıldı. Şiddet her geçen gün daha görünür, daha sıradan bir hal aldı. Bu ülkede kadınlar için hayatta kalmak bazen talihin yardımına bakıyor.


Mart 2021’de Türkiye; kadına, çocuğa ve mağdura yönelik şiddeti önlemeyi amaçlayan İstanbul Sözleşmesi’nden resmen çekildi. 6284 sayılı kanun ise sürekli tartışmaya açılan bir savunma metnine dönüştürüldü. Yani var olan koruma mekanizmalarının güçlendirilmesi yerine işlevsizleştirilmesine tanık olduk.


Annen, televizyonu her açtığında bir kadın cinayeti haberiyle karşılaşıyor: “Ceren’den sonra da çok kadınlar gitti, çok genç kızlarımız gitti. Sebepsiz ölümler…” diyerek kahroluyor. Oysaki bu bir dizi talihsizlik değil, ardışık tercihlerin sonuçlarıydı Ceren. Şiddet faili erkekler bir günde, bir anda doğmuyorlar. Onlar; şiddeti küçümseyen dillerde, cezasız bırakılan tehditlerde, şiddet “aile içi mesele” sayıldığında, kadına yöneltilen “neden oradaydın, ne giyiyordun” sorularında, caydırıcılığı azaltılan cezalarda büyüyor.


Sevgili Ceren, bilmeni isterim ki seni asla unutmayacağız. Sen gökyüzünde meleklerle dans etmeye devam et, biz burada seni koruyamadığımız için özür diliyor, söz veriyoruz: Başka Ceren’lerin hayalleri yarım kalmasın diye durmadan mücadele edeceğiz. Senin adın, kalbin ve gülüşün hafızalarımıza kazındı. Şimdi Ordu’nun en büyük meydanı senin adını taşıyor. Meydandaki kalp şeklindeki kinetik heykel, dokununca dönerek kalbinin hala bizimle attığını simgeliyor.


Işık ol Ceren.

Biz karanlığı utanana kadar aydınlatmaya devam edeceğiz.


Seni sevgiyle kucaklayan, seni hiç tanımamış olsa da yüreğinde yaşatan kız kardeşin.

Yorumlar


bottom of page